Istanbul Fashion Week 3.gün

İstanbul Moda Haftasının 3. gününün buraya kadar ki en başarılı ve en keyifli günü olduğunu söyleyebilirim. Önceki 2 günde gördüğümüz defilelerden çok daha sert ve cesur çizgilerden oluşan ve birbirinden güzel koleksiyonlara şahit olduk.
Gün bir studio sunumu’yla başladı.Genç tasarımcımız Tuba Ergin‘in bu özgür ve cesur kadınları hem kıyafetleriyle, hem de bütün styling’iyle özelikle o güzel saçlarıyla beni çok etkiledi. Tek beğenmediğim şey o bacağı kısaltan botlardı.

characters-header-line

Sıra Nihan Peker‘deydi. Minimal ve tertemiz bir look’la, hafif maskülen çizgilerle, krep ve kaşmir karışımıyla ve çok androjen bir makyajla karşımızdaydı. Koleksiyonunun siyah renginde olan kısmına özelikle bayıldım.

characters-header-line

Karşımızdaki bu organik dokular, keçe detayları dolu olan koleksiyon o kadar güzeldi ki, yorumsuz kaldım. Zamansızlıktan ilham alan, şifon eteklerle trikolarla kombinlenen, casual ve çok maskülen tarzını sert botlarla tamamlayan Nejla Güvenç günün favorilerimden biri oldu.

characters-header-line

Günün ikinci studio sunumu Ayhan Yetgin‘e aitti. Bu siyah ve metalik griden oluşan çok cesur ve futuristik koleksiyon dikkatimi çekti. Sert kesimler ve kıvrımlar, ve çok ustaca yapılmış nerdeyse ifadesiz saç ve makyaj modellerinin dik mimari projeler gibi gözükmesini salliyodu.

characters-header-line

Özlem Kaya ise beni şaşırttı desem yalan olmaz. Tam tersi, bu çok sevdiğim tasarımcı İstanbul Moda Haftasına damgasını vurdu. Dikkat çekici ama sade oversized ve metalik parçaların creepers ayakkabılarla kullanmasına bayıldım. Tülin Şahin’in mankenlerin arasında olması da extra puan kazandırıyor. Muhteşem bir koleksiyon, muhteşem bir defile. Ellerinize sağlık, Özlem Kaya!

characters-header-line

Nazlı Bozdağ ise günün son studio sunumuna imzasını attı. Bu güzel ve sade, genelde deriden oluşan koleksiyon sıradan makyajdan ve saçtan dolayı sıradan kaldı.

characters-header-line

Sadece ismini söylesem de olur 🙂 Bir insan hiç bir zaman hata yapmaz mı ya? İşte o insan Gazme Saraçoğlu! Her zaman ki gibi nefis ve gerçekten kusursuz bir koleksiyonla karşımızdaydı. Her bir parça ayrı bir güzellik taşıdığı için, tek tek inceleyip daha sonra bloğumda özel bir yer alıcak. Tebrikler!

Etiketler , , , , , , , , , , , ,

Istanbul Fashion Week 2.gün

Istanbul Moda Haftasının 2. günün açılışını Aslı Güler yaptı. Ünlü mimar Gaudi’nin Barcelona’da inşa ettiği park Guell’deki fiyansların renkleri, genelde safran tonlarında oluşan ve kıyafetlerin bel kısmında gözlerimizin dikkatini çeken koleksiyon için ilham olmuş. Bayıldım mı? Yok bayılmadım, ama kötü bir defile kesinlikle değildi.

characters-header-line

Sırada Begüm Salihoğlu vardı. Muhteşem bir koleksiyon, resmen harikalar yaratmış. Fransız dantellerinden, ipeklerinden, şifonlardan, güpürlardan, tüllere kadar gözüm doymadı. Bu çok romantik ve aynı zamanda vahşi koleksiyonun hakkında ne desem az olur, fotoğraflara bak-gör…


PicsArt_1363240473156

characters-header-line

Geldik Jale Hürdoğanın ‘wannabe’ geyşalarına… Koleksiyonda siyahlar, beyazlar, metalik lila renkler, konyak ve kiremit tonlarında kalın kış kumaşları, ipek ve krep aynı araya gelmiş. Ama maalesef yetmedi…O podyumda gördüğüm en güzel şey makyajdı. Onun dışında, bu çok beklediğim defile sıradan kaldı.

characters-header-line

Tuvana  diyorum ve başka birşey demiyeceğim, fotoğraflar herşeyi anlatıyor.

characters-header-line

İstanbul Fashion Week 2. gününde 2 erkek defilesi de izledik. Koleksiyonların hakkında beğenmediğim için değil de, benim ilgi alanım olmadığı için çok fazla yorum yapmak istemiyorum.

İlk Emre Erdemoğlu studio sunumuyla karşımızdaydı.

characters-header-line

İlhamını Büyük Hun İmparatoru Attila’dan alan Niyazi Erdoğan ise genelde yün kumaşlardan ve örme trikolardan oluşan koleksiyonunu sergiledi.

characters-header-line

İstanbul Moda haftasının 2. gününün son studio sunumu Ayşe Deniz Yeğin‘e aitti. Çok sıradan ve moda haftasına layık olmadığını düşünüyorum. Kıyafetler kendisinin gardırobundan çıkmış gibi ve modellere emanet etmiş gibi duruyordu. Sokak modasını yansıtan grunge’ı hatırlatan hepsi ayrı ayrı güzel parçalar, ama bir defileye yakışacak kadar kreatif olmayan bir durumdu.

characters-header-line

Ve son ama günün en güzel defilesine imzasını atan Simay Bülbül‘e geldik. Benim bu çok sevdiğim tasarımcı tertemiz bir beyazdan ve mat siyahlardan, hafif tüylerden, deriden, transparan parçalardan, filelerden oluşan muhteşem, çok zarif ve zamansız bir koleksiyon ile karşımızdaydı. En küçük detaylara kadar, herşey o kadar güzeldi ki, İstanbul Moda Haftasına değil, bir Paris Moda Haftasına layık bir defileydi.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , ,

Istanbul Fashion Week 1.gün

O kadar beklediğimiz MBFWI 2013 en sonunda başladı, ama ne için bekledik bende anlamadım. 1.gün en azında benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Nereden başlasam diye şaşırdım!?
Öncelikle kahvaltı için Tanju Babacan‘a teşekkür etmek istiyorum. Ama sevgili Tanju zahmet etmeseydin de olurdu; senin bize sunduğun o yumurtaları biz zaten çoktan yedik ya. Taaa 1989’da yedik yani, hemde Moschino’nun yumurtalarını… Ne yorum yapsam diye şaşırıyorum, ama açık olacağım- bu kadar da sahtekarlık olamaz. Bir şeyden ilham almak güzeldir, ama o şeyin bire bir aynısı yapmak bambaşka bişeydir.Ve en üzücü kısım, moda için aç olan Türkiye’de bu yumurtaları yuttu…Afiyet olsun!

characters-header-line

Geldik Mehtap Elaidi‘ye. Fazla sade, fazla sofistike, fazla temiz çizgiler, mide bulanıdırıcı yanık turuncular… Alakasız İNCİ ayakkabılar ve hiç bir özelliği olmayan saçlar ve makyaj. Kısaca sıkıcı ve WOW denmesini kesinikle haketmeyen bir defile.

characters-header-line

Sıra Ece Gözen‘de… Tamam o genç bir tasarımcı ve ayrıca MUUSE x VOGUE  Talents Young Vision Award 2012’de kazanmış olabilir ama bu bir bahane değil… Onun kafası mı karışık yoksa bizim kafalarımızı mı karıştırmaya çalıştığını bilmiyorum, ama bence ikisini de başardı. Bilmiyorum ne kritikler aldı, beğenmişlerdir kesin, ama ben aynı fikirde değilim. Çok zorlamaca gibi geldi bana, fast-fashion’ın parçaları couture’a çevirmeye çalışmak gibi bişey…Cut out kesimleri çok güzel ve göz alıcı ama o kadar…Ben ne özel bir tasarım gördüm, ne de bir koleksyon, karışık bişey. Bir de o a la turca ucuz elbisenin ne işi var orda anlayamadım…

characters-header-line

Bana sorarsanız dün tek ve gerçek moda defilesini bize Nihan Buruk sundu. Öyle olacağına da zaten hiç şüphem yoktu. Benim en sevdiğim türk tasarımcı, modanın ne olduğunu bilen ve dünya moda trendlerini takip ederek ama kopya etmemekle başarılı bir koleksiyonun nasıl yapıldığını bir kez daha hepimize gösterdi. Maskülen çizgilerden fazla uzaklaşmadan, tipik androjen siyahın ve beyazın dışında ateşli kırmızılar ve erkeksi griler kullanarak Nihan Buruk harika bir koleksiyon yarattı. Pantolonların yanlarından sallanan zincirler, yüksek çoraplar ve kaşların arasında kırmızı çizgiyle oluşan makyaj İstanbul Moda Haftasının ilk gününü rezil olmaktan kurtaran nadir şeylerin arasındadır.

Etiketler , , , , , , , , , , , , ,

“Coco Before Chanel” vs “Coco & Igor”

Dün akşam, bir kaç sene önce “Coco Avant Chanel” ile yakın dönemde vizyona giren ve bu yüzden seyircinin ilgisini yeterince çekemeyen “Coco Chanel & Igor Stravinsky” filmini izledim. Kostüm açısından bu iki film kıyasladığımda, dün izlediğim filmi çok daha başarılı buldum. O döneme göre hafif maskülen tasarımlarla kadınları özgürleştiren Coco Chanel “Coco Chanel & Igor Stravinsky” filminde çok daha olgun çok daha bildiğimiz Chanel gibi gözüküyor. Coco Avant Chanel’de gördüğümüz ise o kaygısız kızın hala oturmamış moda anlayışı bu filmde rahat ve cesur elbiseleri, etkileyici takımları, pantolonları, ve genel olarak daha şık kostümleri sayesinde daha olgun gözüküyor.

characters-header-line

Last night I finally watched  “Coco Chanel & Igor Stravinsky”, a movie that was released a couple of years ago at almost same time with “Coco Avant Chanel”, which is according to me one of the reasons why it didn’t get the attention that it actually deserves. If I have to compare these two movies, “Coco Chanel & Igor Stravinsky” was much more successful than the other one, at least in terms of costume. Chanel had an understanding of  women that was far ahead of her time and unlike Audrey Tautou’s ‘carefree girl’ look, Coco Chanel in this movie seems more grown-up and sovereign. That was a period when the slightly masculine designs of Coco Chanel liberated women and this movie definitely shows us  the mature  and creative Chanel we know.

Etiketler , , , , , , , , ,